Ana Sayfa     Sihirbazlık Sanatı ve Çalışmalarımız     Sihir Söyleşileri
 
Sihirbazlık Tarihi     Sihirbazlık Bilgisi Kaynakları     Zati Sungur

 

SİHİRBAZLIK SANATI ÜZERİNE SÖYLEŞİLER

( İMS HABERLEŞME PANOSUNDAN ) 

 

SİHİR VE UMUT ÜZERİNE SÖYLEŞİ (Bull, Sarp, Dr. Selim Başarır) Nisan 2000

SİHİRBAZ OLMAK VE OYUN YARATMAK ÜZERİNE SÖYLEŞİ (Bull, New Generation, Dr. Selim Başarır) Ağustos 2000

SİHİR ETKİSİ YARATMAK ÜZERİNE SÖYLEŞİ (Dr. Selim Başarır, New Generation, Doruk) Eylül 2000

SİHİR ETKİSİ YARATMAK (Selim'den Çekirge'ye) Ekim 2000

SİHİRBAZLIK MI ? İLLÜZYON MU? (Mabu, Engin Eren, Barış Çeviker, Dr. Selim Başarır, Gizemci) Mayıs 2001

İLLÜZYON SANATINDA SİMGELER VE ÇÖZÜMLEMELERİ (Dr. Selim Başarır, Dr. Tora, Gnostic) Temmuz 2001

İLLÜZYON BİR  SANAT MIDIR? (Gnostic, Dr. Tora, Engin Eren) Eylül 2001

 


 

SİHİR VE UMUT ÜZERİNE SÖYLEŞİ

-Bull: Sihir sanatının doğuşu, saraylarla ve zenginlerle mi, yoksa umutlarla mı ilişkilidir? Ne dersiniz?
-Selim: Sihirbazlık sanatı tarihçileri, Mısır firavunlarının kahinlerini bilinen ilk sihirbazlar olarak tanımlarlar. Ancak, çok daha önceleri, insanların daha "ilkel" yaşam sürdüğü zamanlarda ortaya çıkmış olan ilk şamanlar aynı zamanda ilk sihirbazlardı. Yani, şifa veren, umut veren kişiler..
-Bull: Kutlarım!!! Sorunun cevabını bildiğine göre, içeriğini de biliyorsundur. Bu cevabın biraz geç bulunacağını düşünmüştüm.
Her devrin gerçek sihirbazlarının, krallar gibi tekil kişilere değil, topluluklara hünerlerini sergilemekten daha çok hoşlandığını sanıyorum. Bunda güçlü alkış seslerinin payı olsa da, asıl neden; sihirbazların içindeki gizemli dünyanın ve yaratıcı kişiliğin, ünvanlara teslim olmayışıdır. Ne dersin?
-Selim: Sihirbaz, içindeki yaratma arzusunu topluluğun en kolay algılayacağı şekilde sergileyebilen bir sanatçıdır. İki temel oluşum; "yok etme" ve "var etme" sihirbazlığın ilk gösteri unsurlarıdır. Bu unsurları, "nesneye" hakimiyeti konu edinen başka çeşitlemeler izler. Sihirbazlık sanatında en ilkelden en karmaşığa iç dünyamızın kaybetme ve elde etme dürtüleri topluluğa aktarılır. Burada "sanat" niteliği bu aktarıma "estetik" yorumun eşlik etmesi ile meydana gelir..
Sanatçının mesajını krala mı yoksa halka mı aktarmayı tercih edeceği ise ezeli ve ebedi bir sorun!
-Bull: Bu güzel ve doğru açıklamalar için teşekkür ederim. Bir fizik profesörü, küçük ya da büyük bir buluş ya da katkı yapmadan nasıl fizikçi sayılamazsa, bilinen gösterileri taklit etmekten başka birşey yapamayan sahne sihircisi "gerçek sihirbaz" sayılmamalıdır.
Yaratma yeteneği olan insanlar diğerlerinden farklıdır ve hasbelkader elde edilmiş ünvanlara içten bir saygı duymazlar diye düşünüyorum; zaman zaman öyle gibi görünseler de..
-Sarp: Bana kalırsa bu (sihir sanatının doğuşu), tamamen insanların yeni şeyler keşfetme umutlarına bağlıdır..
-Bull: Sevgili Büyücü Sarp, bu cevabınla, sorunun yarısını yanıtlamış oldun; kutlarım. Bu yanıtın, gerçek sihirbazlardaki yaratıcı kişiliği tanımlıyor. Bana göre eksik kalan yan şu: İlkel çağlardaki şamanlar, sanıldığından daha yetenekli ve transa geçmeyi de bilen insanlardı. Bu yüzden onlar, halklarının hem korkularından hem de dileklerinden kaynaklanan umutlarına da karşılık veriyorlardı.
-Sarp: Bu söylediğini çok rahat anlıyorum fakat anlayamadığım, cevaplamam gereken bölüm hangisi?
-Bull: Sevgili Büyücü Sarp, sorumun biraz açılmaya ihtiyacı olduğunu düşündüm: Bir anlamda senin "umut" yönündeki yanıtın tam olarak doğru sayılabilir; çünkü soru kısa olduğundan daha başka neleri beklediği çok açık değildi. Şamanlardan değil de Filipinli rahiplerden bir örnek: Medyada bıçaksız ameliyat diye yutturulan, hastanın hasta organı yerine el çabukluğuyla bir hayvanın organının çıkarılması töreni; şifa umudu!
-Sarp: O zaman bunun birazcık da insan kandırmaya geldiği doğru değil mi? Yani insanların cahilliklerini sihirbazların sömürmesi..
-Selim: Bir sihirbazlık gösterisini seyretmeğe gelen kişi bunun bir sahne sanatı olduğunu bilir: Sinemada seyrettiklerimizin gerçekte olmadığını, oyuncuların, örneğin, ölmediklerini nasıl biliyorsak, sihirbazın da gerçekte yanılsamaya dayanan bir gösteri sunduğunu biliriz. Bu durumda sihirbaz bir sanatçıdır ve sanatını icra etmektedir. İnsanların umutlarının ister sihirbazlık teknikleri, ister başka usullerle sömürülmesi ise sihirbazlık sanatını bağlamaz, etik dışı olarak bu teknikleri kullanan kişi sihirbaz ve sanatçı sayılamaz..
-Bull: Umut insanı diri tutan bir güçtür. Umutlarını yitirmek, bir insanın başına gelebilecek en berbat belaların başlarında yer alır. Umutlu olan bir hasta daha uzun yaşayabilir ya da iyileşebilir.
Bu yönüyle umut verme kandırmadan sayılmaz.
Hele soyut korkulara (cinler, şeytanlar...) karşı verilen umut, tümüyle pozitif bir güçtür.
Kötü ruhlar tarafından alınacağını sanan bir insan için, şamanın tören yapması ve parlayıcı tozlar kullanması, o kişiye güven getirir..
-Sarp: Eğer hastalık gibi veya başka şeyler gibi insanın moralini düzeltmek içinse umut iyi olabilir, fakat o zamanın sihirbazlarının o kadar pozitif düşünceli olduklarını sanmıyorum... Çünkü ne kadar zaman geçmis olsa da insan yapısı değişmiyor ve hala insanlarda o zamanlardan kalma bir kandırma dürtüsü var ve bence o zamanlar da sırf pozitif düşünen insanlar olamazdı..
-Bull: İyilerin az olması konusunda haklısın. Ancak eski zaman şamanlarının varlık peşinde koşmadığını, genelde kendi emekleriyle geçindiğini dikkate alacak olursan; onların art niyetler peşinde koşmayacağını da kabul edersin. Şamanlar, sonraki zaman rahiplerine benzemezlerdi!
-Sarp: Şamanlar hakkında o kadar fazla bilgiye sahip olmadığımdan söyleyecek bir şeyim de olduğunu sanmıyorum..
Sayfanın başına dönmek için tıklayın
 

 

SİHİRBAZ OLMAK VE OYUN YARATMAK ÜZERİNE SÖYLEŞİ (Özet)

-Bull: Uzun zamandır düşünce tartışmaları olmuyor. Sihir tutkunları ve de sihirbazlar böyle şeylere ilgi duymaz mı? Sihirbazlık, bilinen oyunları taklit etmekten öte birşey olsa gerek!..
Bir kişi oyun üretmeden de sihirbaz sayılabilir mi? İşte sorum bu!
-New Generation: Oyun üretmenin her illüzyonistin hayali olması gerektiğine inanıyorum, bir illüzyonist her akşam daha farklı nasıl olabilirim diye düşünüp devamlı yeni ve farklı birşeyler peşinde koşmuyorsa henüz daha ilk basamakları yeni yeni çıkmaya başlamıştır, tüm bunlara rağmen oyun üretmeden de illüzyonist olunabilinir; ama STAR olmak veya ilkler arasında yer almak herhalde imkansız olur. Ayrıca, bir illüzyonistin, işine ne kadar adanırsa oyun üretme kapasitesinin de o oranda artacağına inanmaktayım. Bir oyunu çok farklı ve değişik bir biçimde sunmak ta oyun üretmekle eşdeğer diye de düşünüyorum!
-Bull: Sevgili New Generation, soruma yanıt verdiğin için teşekkür ederim.
Görüşlerinin çoğuna katılıyorum. Bir oyunu değişik tarzda sunmak olumludur ama o oyunu bulmak kadar değerli değildir.
Oyun üretmeyen bir illüzyonistin, üretmiş olanları taklit ettiğini düşünüyorum. Kimler başladı ilk önce? Bu çok önemli. Sihirbazlığı buluşlarıyla geliştirenler olmasaydı, oyunu olmayan illüzyonist (!) neyi taklit edecekti acaba?
Bir kişi oyun üretmeden sihirbazlık öğretmeni ya da eleştirmeni olabilir, sahne göstericisi de olabilir; ancak kendisi kabul edilmiş bir oyun üretmeden "Ben sihirbazım" dememelidir. Nasıl ki bir tiyatrocu doğayı ve yaşamı canlandırırken kendisi doğa ve yaşam olmuyorsa..
-Selim: Dariel Fitzkee 1944'de yayımlanan ünlü eseri "The Trick Brain"de 19 temel "etki" (effect-efekt) sıralar. Bugün, tüm sihirbazlık oyunlarını bu 19 başlıktan biri altına kaydedebiliriz ve "yeni" olduğu söylenen efektler de aslında bu 19'un içindedir; bir başka deyişle -birisi aksini ispat edinceye kadar- yeni efekt keşfedilemeyeceği hipotezini savunabiliriz. En tanınan efektler olan "kaybetme" ve "meydana getirme"yi ele alalım: Son FISM şampiyonasında -sırf değişiklik olsun diye- klozet kapağı kaybeden Almanların "yeni" oyun bulduklarını söylemek metodolojik açıdan doğru, sanatsal ve estetik açıdan yanlıştır.
Yeni, özgün oyun bulmak son derece zordur, yeni sunuş veya yeni yöntem bulmak ise, bazen, daha kolaydır. Amatör ya da profesyonel sihirbazların çoğu, ustalaştıklarında, yeni sunuş veya yöntemler keşfederler. Yeni sunuşlar öncelikle seyirciler karşısında, yeni yöntemler ise meslektaşları arasında ünlerini arttırır. Unutulmuş ya da yeterince değeri keşfedilmemiş pek çok oyun yeni sunuşlar sayesinde ün kazanıp "klasikler" arasında yerini almıştır. Yine, yöntem zorluklarının yarattığı aksilikler nedeniyle sihirbazların soğuk baktıkları pek çok oyun da yeni yöntemlerin keşfedilmesiyle sihirbazların "sevgilisi" haline gelmiştir.
Sihirbazlar, o sıradaki ilgilerine, karşılaştıkları zorluklara, ihtiyaç duydukları çözümlere göre buluşlar yaparlar: Bu satırların yazarı, iskambil sihirbazlığında yeni sunuş ve yöntemleri hep, yeterince "etkileyici" bulmadığı sunuşlara çözüm ararken bulmuştur ve bu şekilde buluş yapmanın sihirbazların çok sık karşılaştığı bir durum olduğunu bilmektedir. (Açayım: Her sihirbaz, "çıraklık" döneminden sonra, ama küçük ama büyük, buluş yapar...)
Peki yeni oyun nasıl bulunur? Bir deneme yapayım: Ünlü bir otomobil imalatçısının yeni bir modelin piyasaya çıkışı için sizden gösteri düzenlemenizi istediğini düşünün; bu otomobili -medya kameraları size çevrilmiş- yoktan nasıl meydana getireceksiniz? Diyelim ki elinizdeki minik otomobil maketini camdan (7x7 metre) bir platforma koyacaksınız, biraz duman ve normal ölçülerindeki yeni model belirecek. "Efekt" yeni değil, 19'luk listede var, "oyun" için yeni denebilir (ama sihirbazlık literatürünü karıştırınca hep bir benzerini bulmak mümkündür!), sunuş yeni gibi, yönteme gelince orada duralım, burada yöntem çok ama "inandırıcı" ve "etkileyici" yöntemi bulmak gerçekten zor!
İşte bu nedenlerle, oyun, sunuş ve yöntem'den hangisinde yenilik yapan daha "sihirbazdır"a cevap vermek o kadar kolay olamaz.
-New Generation: Değerli Bull'un görüşleri değişik ve orijinal fakat hepsine katılmak mümkün değil. Mümkün olsaydı, dünyadaki birçok ünlü sihirbazı yok saymamız gerekirdi, zira bu kişilerin oyun bulma kabiliyetinden çok sunum, satış ve el beceri yeteneklerinin çok süper olduğunu görüyoruz; açıkcası ben hepsinin mükemmel bir şekilde bir kişide toplanabileceğine de inanmıyorum!
-Bull: Bir konuda anlaşabiliriz; yeni oyun üretmek kadar olmasa da yeni yöntem ya da sunuşla oyun zenginleştiren kişi de kendisine sihirbaz diyebilir.
Gerçek anlamda yeni birşey bulmanın çok zor olduğunu biliyorum. Ancak "yeni" bitimsiz birşeydir. Bilim ve sanatların gelişmesine paralel olarak sihirbazlıkta da başka alanlarda da hep yeni olanın üretilebileceğini "yaşayan görür".
Evrende hiçbirşey sürekli bir kararlılıkta duramaz..
Bir sihirbaz yeni oyun, yöntem ya da sunuş üretemiyorsa, sihirbazlık yeteneğini ve sevgisini gözden geçirmelidir bence. Katkı, karınca kararınca da olabilir; ama varlığı o kişinin sıradan olmadığını gösterir. Birileri üretmek için ter dökecek saç ağartacak, bazıları da oturup bunların onuruna ortak olduklarını söyleyecekler; öyle yağma yok!!
Sihirbazlık göstericisi başka, sihirbaz başka birşeydir. Çok açık değil mi?
-Selim: Kısa bir ek yapayım: Kimisi, dediğin gibi, emeği ile sanata katkıda bulunuyor yani sanat üretiyor, kimisi de sadece kendisine şöhret üretiyor.. Bu sonuncuların üretmek bir yana kendi alanlarının sadece tüketicisi olduklarını ve çoğu zaman tüm meslektaşlarına zarar verdiklerini ve "mesleği" de tükettiklerini biliyoruz.
-Bull: Doğru söze ne denir Selim!... Bakalım New Generation ne diyecek?
-New Generation: Bull ve Selim'in anlaştığına sevindim, ayrıca Bull'un bir konuda anlaşabiliriz dediğine katılıyorum ve anlaştık diyorum; fakat Bull'un özelliği olsa gerek yazılarında çaktırmadan bir tartışma daha açtı. "Sihirbazlık göstericisi başka sihirbaz başka şeydir"diyor. Valla, New Generation adı üzerinde yine karşı çıkmak zorunda: Selim'in de bana hak vereceğini sanıyorum, zira insanlar sahnede gösteri yapıp kendilerini eğlendiren kişilere yıllardır sihirbaz demişler, onlar için oyunu bulan önemli değil kendilerini sahnede şaşırtan kişidir "sihirbaz", zira yanılsamacı olan ve sihiri gerçekleştiren odur..
Ayrıca, daha önce dediğim gibi her özellik bir insanda bulunmaz; bazıları zekası ile bir oyunu bulur ama yetenek ve fiziği el vermediği için onu başkasının satması yani pazarlaması gerekir, bu hep böyle olmuştur ve devam edecektir. Vitrinlikler her zaman olacaktır, öyle olmasa bulunan yeni oyunlar elde kalır veya yanlış prezantasyonla rezil olup etkisi azalabilirdi. John Gaughan "uçma"yı kendisi sunsaydı, D.Copperfield'in verdiği etkiyi verebilir ve bu oyunu dünya insanlarına sevdirebilir miydi? Bunları da düşünmek lazım; bu bir prosesdir, bir süreçtir, payı olanlar ise sanatçıdır.. Tabii her illüzyonistin hayali kendi ürettiği oyunları sunmaktır, bu ayrı mesele..
-Selim: Benim yapmak istediğim, sanat "üretmek" ya da "uygulamak" yerine sadece şöhret üretmeyi amaçlayıp herşeyi, bu arada sanatı da amaçlarına alet ederek sanatı tüketenlere eleştiri getirmekti..
Sanatı üreten mi, uygulayan mı büyüktür sorusuna cevap bulmak zor değil; W. A. Mozart bestelemiş, Placido Domingo enfes yorumu ile seslendiriyor.. İkisi de müzisyen, ikisi de sanatçı! Mozart yüzyılları aşacak, Domingo en fazla 20-30 yıl sonra çok az kimse tarafından hatırlanır olacak, yerini başka yorumcular alacak..
Peki, bu "unutulmaya mahkum" yorumcular olmasa o eserlerin muhteşemliğini bize kim aktaracak?
Onlar -yorumcular- sonsuzlukta bir an parlayan kıvılcımlar gibiler ve şöhret avcılarından farkları "yorum"larıdır; yani o güne kadar hep aynı şekilde tekrar edileni farklı olarak sunmaları! Şöhret avcısı ise kendisini farklı sunar, kendisinde bir üstünlük olduğu illüzyonunu yaratır..
Yorumcunun "gerçek" üstünlüğü ve "sanatçılığı" sanata getirdiği yeni yorum için harcadığı çabadadır: O, sanatı farklı sunabilen sanatçıdır!
"Sanatı üreten mi, uygulayan mı (toplumun gözünde) büyüktür" sözüm, benim gördüğüm bir toplumsal "acı gerçeği" işaret ediyor, "doğru" bulduğum şeyi değil.
-Bull: Önceki yazılarımda atladığım ince bir konuyu ekliyorum: Copperfield'in yaptığı yararlılık sınıfına girer. Bir sihirbazın planladığı ama uygulayamadığı bir oyunu bir başkası başarıyla uygularsa, o kişi yararlıdır. Onu taklitçilerden ve (özür dilerim) şarlatanlardan ayırır. Atladığım bu küçük ayrıntı aslında önemli bir ayrıntı.
Bir tarım mühendisi düşünelim, o bir buluş yapmadan, doğru yöntemleri uygulayarak, o bölgede verimi ve dolayısıyla refahı artırır. Bu da çok değerli bir iştir. O kişiye iyi bir teknisyen diyebilir ve onu kutlayabiliriz. Fikrimin daha iyi anlaşılması için uç bir örnek veriyorum.
Ampulu Edison buldu; elektrikçi gelip onu takar. Şimdi Edison ile elektrikçi aynı kategoride midir? Şimdi bir de iki ayrı fizikçi düşünelim. Biri atölyesinde habire Edison'un yaptığı ampullerden yapıyor, diğeri ise kafa patlatıp, daha az enerji harcayıp daha uzun süre yanan bir ampul geliştiriyor. Şimdi tartalım. Edison, 1. fizikçi, 2. fizikçi ve elektrikçi aynı sıfata mı sahip olacaklar? Görüyoruz ki, hemen bir derecelenme ortaya çıkıyor ve sonuna doğru bazıları sınıflandırma dışı kalıyor. Birileri ilk üçüne de "fizikçi" diyebilir ama, bu doğru olduğu anlamına gelmez değil mi!?
Sihirbaz ve sihirbazlık göstericisi konusundaki fikrimi aynıyla koruyorum. Atilla Arcan, kostümleri ve sesiyle Zeki Müren'i iyi " t a k l i t " edebilir. Ama herkes de bilir ki o Zeki Müren değildir.
-Selim: Sanatta "yorum" kavramı önemli, bu uygulayıcılığın çok ötesinde bir durum.. Çünkü, "uygulama" mekanik-teknik bir davranıştır, bir eseri (sihirbazlık oyununu) yorumlayan sanatçı ise sadece "teknik" bir davranış sergilemez aynı zamanda seyirciye bir duygu aktarımı gerçekleştirir.
Defalarca vurguladığım gibi: Bir sihirbazlık oyununu mekanik olarak sunan kişi aslında sadece bilmece sunmuş olur, sanatçı olmak ise bambaşka bir şeydir, oyunu veya eseri kendi sanatsal yorumuyla sunabilmektir. Sihirbazlık sunan kişiye sihirbaz diyorsak, bu onun gerçekten sihir yaptığı, büyücü olduğu anlamına gelmez. Unutmayın, sihirbazlığın sanat yönü sunuluşundadır. Teknik yönü, teknisyenliği ise yeni oyun keşfindedir. Oyun keşfetmenin pek bir sanatsal yönü yoktur, adeta bir bilmece keşfine benzer, son derece teknik bir olaydır. Ancak oyunu keşfeden de, o oyunu sunma kararı alan da, o teknik araca uygun sanatsal bir sunum tasarlarlar. Keşfedilmiş bir oyun durduğu yerde bir hiçtir, onu sanatsal bir yorumla sunabilen kişiye sihirbaz denir. Sadece "teknik "olarak oyunu sunan kişi ise olsa olsa bir oyuncak mağazasında sihirbazlık oyunu sunar gibi davranmış olur. Sihirbazlığın da sahneye çıkan "teknisyenleri" boldur ama onların yaptıkları şeyin tek özelliği sahneye çıkacak cesaretleri olmasıdır...
-Bull: Tartışma giderek daha yararlı bir hale geliyor. Kavramları yerliyerine oturttukça, konu da netleşiyor.
Copperfield hem sihirbaz hem de sihirbazlık göstericisidir. Neden? Çünkü o hem oyun sahibidir hem de iyi bir sahne yorumcusu. Dünya kadar yorumculuk mesleği var; şarkıcılık, piyanistlik, sopranoluk..vd. Özellikle sanat yönü önemli olan sihirbazlıkta da doğal olarak yorumcular olacaktır. Bunlara iyi yorumcu, yani iyi sihirbazlık göstericisi (ya da sihirbazlık yorumcusu) diyebiliriz. Selim'in dediği gibi, bu gösterilerine özgün yorumculuğunu katamayanlar başarılı ya da başarısız "teknisyen" ya da başka birşey olarak adlandırılacaktır.
Tartışmanın yorum konusuna kayması iyi oldu, çünkü sanatsal yorum sihirbazlıkta önemli bir yer tutuyor. İnsanlar, heyecanlanmak, umutlanmak, "uçmak" isterken, sihirbaz soğuk bir öğretmenin öğütleri gibi mekanik bir gösteri sunarsa, gösteri amacına ulaşamaz. Gösterici, izleyenlerin duygularına ve derinlerdeki bilinmezliklerine (diriltmek, kavuşmak...vd.) büyüleyici sunumuyla yani sanatıyla ulaşacaktır ve herşey olması gerektiği gibi tamamlanmış olacaktır.
Yorumculuk derken genel anlamda bir mesleği, yorum derken ise, kişinin yeteneklerinden kaynaklanan ve kendine özgü olan sunumunu kastediyorum. Yorum, saf anlamıyla özneldir, ancak genel kabul gördüğünde (anlaşmak zor olsa da bazan), nesnelleşir; herkes ona iyi yorumcu der.
-Selim: Benim son sözüm şu: Sahnede "yanılsama sanatı" sunan kişinin sıfatı "sihirbaz"dır. Sihirbaz bir sanatçıdır, onu sanatçı yapan da sanatı için ürettiği yorumudur. Sihirbaz, yetişirken değişik yöntemler ve sunumlar öğrenir, hemen her zaman da kendisine özgü yöntem ve sunumlar üreterek sanatını daha iyi sunmaya-yorumlamaya çaba gösterir. Bundan çıkan anlam -bir sahne sanatı olarak sihirbazlık söz konusu olduğunda- bir kişiye sihirbaz demek için oyun, yöntem veya sunumdan birini üretmesinin yeterli olduğudur.
Bir kişi oyun üretmeden de sihirbaz sayılabilir mi? Tartışma bu soru üzerine başlamıştı..
New Generation ve ben mutlaka oyun değil, sunum veya yöntem yaratarak da sihirbaz olunduğunu söyledik. Ve, yeni efekt bulmanın hemen hemen imkansız olduğunu da yukarıda anlattım (bu tezi ispatlamak için gereken iki sayfalık ayrıntılı listeyi yazmadım!).
Sihirbazlık oyununu bir mağazadan satın alıp, çalışıp sunan her kişiye elbette sihirbaz denemez. Sihirbazlığın bir öğrenim süreci vardır, bunun sonunda kişi sanatsal yaratıcılığını (ister oyun, ister sunum, ister yöntem yaratmış olsun) sahne bilgisi ve yeteneği ile birleştirerek seyirci önüne çıkar ve orada "sihirbaz" olur. Yani "sihirbaz", herşeyden önce, sihirbazlık oyununu yorumlayanın sıfatıdır! Sihirbazı, "çözülmesi zor bilmece" keşfedebilen kişi gibi algılamak yanlıştır.
Yukarıda belirttiğim ama gözardı edilen tanımı yineleyorum: Sahnede "yanılsama sanatı" sunan kişinin sıfatı "sihirbaz"dır. Yani sahneye çıkacak, yanılsama sunacak ve yaptığının sanat yönü olacak! Sihirbaz diye bu kişiye denir..
-New Generation: İŞTE ARADIĞIM CEVAP. Selim, benim baştan beri savunduğum şeyi benden iyi açıkladın. Çok yararlı bir tartışma oldu, teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum.
-Bull: Sayfaya bir hareketlilik getirmek ve bir fikir akışı sağlamak amacıyla, "Sihirbazlık ve oyun üretmek" üzerine bir tartışma açmıştım. Bilmenizi istediğim bir gerçek var: Ben ne sihirbazım ne de sihirbazlık göstericisi. Konunun fikir yönüyle ilgilendiğim için, böyle bir tartışma açmayı denedim. Tartışmanın genel gidişini kısaltarak aşağıya sıralıyorum:
İlk mesajında Selim şöyle diyor:
"İşte bu nedenlerle, oyun, sunuş ve yöntem'den hangisinde yenilik yapan daha "büyük sihirbazdır"a cevap o kadar kolay olmayabiliyor."
İkinci yazımda şöyle demişim:
"Sihirbazlığı buluşlarıyla geliştirenler olmasaydı, oyunu olmayan illüzyonist (!) neyi taklit edecekti acaba?"
New Generation düşüncesini şu sözlerle aktarıyor:
"Dünyadaki birçok ünlü sihirbazı yok saymamız gerekirdi, zira bu kişilerin oyun bulma kabiliyetinden çok prezentasyon satış ve el beceri yeteneklerinin çok süper olduğunu görüyoruz açıkcası ben hepsinin mükemmel bir şekilde bir kişide toplanabileceğine de inanmıyorum.."
"Bir konuda anlaşabiliriz; yeni oyun üretmek kadar olmasa da yeni yöntem ya da sunuşla oyun zenginleştiren kişi de kendine sihirbaz diyebilir.." bu sözleri de ben demişim.
"Bilim ve sanatların gelişmesine paralel olarak sihirbazlıkta da başka alanlarda da hep yeni olanın üretilebileceğini "yaşayan görür". Evrende hiçbirşey sürekli bir kararlılıkta duramaz..
Bir sihirbaz yeni oyun, yöntem ya da sunuş üretemiyorsa, sihirbazlık yeteneğini ve sevgisini gözden geçirmelidir bence. Katkı, karınca kararınca da olabilir; ama varlığı o kişinin sıradan olmadığını gösterir..
Sihirbazlık göstericisi başka, sihirbaz başka birşeydir."
New Generation şunları söylüyor:
"...zira insanlar sahnede gösteri yapıp kendilerini eğlendiren kişilere yıllardır sihirbaz demişler.."
Yaklaşım bu olunca, yeni bir söyleme karşı korku duymak da doğal olur kuşkusuz. Fikir üretecek olan bir insanın halktan ileri bir anlayışla donanması gerekir oysa.
Selim'in aşağıdaki yorumuna dikkat çekmek istiyorum:
"Sanatı üreten mi, uygulayan mı büyüktür sorusuna cevap bulmak zor değil; W. A. Mozart bestelemiş, Placido Domingo enfes yorumu ile seslendiriyor.. İkisi de müzisyen, ikisi de sanatçı! Mozart yüzyılları aşacak, Domingo en fazla 20-30 yıl sonra çok az kimse tarafından hatırlanır olacak, yerini başka yorumcular alacak." Benden farklı birşey söylüyormuş gibi başlıyor, benimle aynı fikirde bitiriyor; biri binlerce yıl, diğeri 20-30 yıl. Beni doğrulayacak en iyi örneklerden biri bu!!
New Generation'un D.Copperfield ve John Gaughan örneğine şu yanıtı vermişim:
"..Bir sihirbazın planladığı ama uygulayamadığı bir oyunu bir başkası başarıyla uygularsa, o kişi yararlıdır. Onu taklitçilerden ve (özür dilerim) şarlatanlardan ayırır." Daha sonra, adlandırma karışıklığı olmaması için yararlılık yerine yöntem kelimesini kullandım.
SON SÖZ
Konu hakkındaki görüşlerim kısaca şöyledir:
Tüm yaşamda olduğu gibi, yeteneklerde de doğal bir kademelenme oluşuyor. Sihirbazlıkta kademelenme bana göre şöyledir; Oyun yaratanlar-yöntem yaratanlar-sunuş yaratanlar-sihirbazlık göstericileri. Bu sonuncusunun meslek adı sihirbazlık değil, "sihirbazlık göstericisi"dir. Pratikte bu sınırları çizmek her zaman kolay olmayabilir..
Herkese şanslı ve sağlıklı bir yaşam diliyorum. Okuyanlara teşekkür ederim..Sayfanın başına dönmek için tıklayın

 

 

SİHİR ETKİSİ YARATMAK ÜZERİNE SÖYLEŞİ

-Selim: "Genç palyaço: Üstat, dün akşam pistte yaptıklarım ve söylediklerimle herkesi güldürdüm, bu akşam aynı şeyleri yaptım, aynı şeyleri söyledim ama seyirciler çok az güldüler, neden?
Üstat: Çünkü henüz niye güldürdüğünü bilmiyorsun..!"
Sihirbazlar, sizce, seyircide "sihir etkisi"ni nasıl yaratıyoruz?
-New Generation: İşte cevabını bulmaya çalıştığım soru! Bu soruyu düşünüp kendisine sormayan bir illüzyonistin showlarının heyecandan yoksun kalıp, kuru bir bilmeceden ileriye geçemeyeceğini düşünüyorum. Seyirci nasıl oluyor da sihir etkisi meydana getiren illüzyonistle kuru bilmece sunan kişiyi ayırt edebiliyor? Önceden olsaydı, herhalde bu tür sorulara cevap olarak "entertaining " derdim, fakat komedyenler bu işi en iyi yapıyor, ama "sihir" üretmiyorlar.. İllüzyonun doğasında zaten bir eğlence ve komedi unsuru var, bir şeyi kaybettiğinizde veya meydana getirdiğinizde izleyicilerin suratındaki tebbessüme ve şaşkınlığa dikkat edin!
İkinci anahtarım şaşkınlık; seyircide sihir etkisi fizik kurallarına aykırı olarak yapılan gösteriler sayesindedir. İzleyicileri şaşırtırız, burada sihiri oluşturan en önemli unsur ise akılda kalmadır. Yapılan oyun ne kadar akılda kalmış ise sihir etkisi o oranda artacaktır, buradan oyunun sunum tekniklerinin de çok önemli olduğunu anlıyoruz..
Diğer, üçüncü, en önemli gördüğüm olay ise, seyircilerin bilinçdışı hayal ve rüya dünyalarındaki şeylerin sahnede bizzat illüzyonistler tarafından yapılması ile seyircinin kendisini (kişiyle ve durumla) özdeşleştirmesi.. Birçok kişinin hayalinde, ellerinde birden bir ateş veya gül meydana getirip sevdiklerine sunmak ve onları şaşırtmak isteği vardır. İllüzyonist bunu sahnede yapınca seyircilerin istekleri bizzat illüzyonistin elinde meydana gelir ve bizler sihir etkisini onların üzerinde meydana getiririz.
-Selim: New Generation, cevabın çok güzel, işte bana çağrıştırdıkların:
Yolda yürüyorduk, birden bana dönüp sordu: "En son ne zaman şaşırdın?".. Sorduğu şey, hani yıllar önce bir Coca Cola reklam filminde sihirbaz seyreden çocuğun, sihirbazın elindeki tepside duran balon patlayıp da beyaz güvercin meydana geldiği sıradaki yüz ifadesinin arkasındaki hoş duyguydu. Mutluluk dolu bir şaşkınlık! Elbette, illaki mutluluk hissi olacak diye bir şart yok, gözleri yaşartan başka duygular da olabilirdi..
Sihirbaz bağlarından kurtulmaya çalışıyor, aksi halde onu taşıyan ve yanmakta olan ip kopacak ve sihirbazımız 20 metre yükseklikten yerde kendisini bekleyen ölüme düşecek. Seyircilerin yüzleri gergin, "kahraman" sihirbaz kurtuluşunu gerçekleştiriyor ve büyük alkış alıyor. Sanki o kurtulunca, seyreden herkes (birşeylerden) kurtulmuş gibi.
Sihirbaz, yaşayacağı "sihirli deneyimin" duygularını seyircilere aktarabildiği ölçüde onları gösterisinin içerdiği duygulara "ortak" ediyor. İki yönlü bir duygu aktarımı var; sihirbaz yaşayacağı "tabiata karşı ölüm kalım savaşının heyecanını" seyircilere aktarıyor, seyirciler ise sihirbaza "umutlarını ve kaygılarını" aktarıyorlar. Sonunda sihirbaz galip geliyor ve ortak bir zafer duygusu paylaşılıyor. Sihirbazın kişiliğinde, bir süre için de olsa, kendisini bulmuş olan tüm seyirciler artık muzafferdir, mutludur. Burada olumlu bir özdeşime şahitiz.
Rekabet duygularını marazi düzeyde yaşayan bazı seyirciler ise olumlu duyguları tatmak yerine hemen olumsuz duygu ve düşüncelere yöneleceklerdir; gösterinin sırrını hemen çözmeye uğraşıp bu yolla sihirbazdan daha güçlü olduklarını ispata çalışacaklardır. Buna bir istisna, sihirbazın oyununu sanat olarak değil bilmece şeklinde sunup "kendi üstünlüğünü" ispatlamaya çalışmasıdır, bu durumda sihirbaz kendi marazi rekabet duygularını seyircilere aktarmış, dolayısı ile de buna uygun bir rekabet yanıtı almış olur!
Olumlu ve olumsuz bu iki aktarımda da sonuçta ortaya bir ortak duygu paylaşımı çıkmaktadır. Sihirbazın sunduğu oyun sihirbaz ile seyircisi arasında bir "iki yönlü duygu aktarımı penceresi" görevi görmektedir. Bütün mesele, bu görevi görmesi gereken oyunun bir engele dönüşmesini engellemektir.
Peki nasıl?.. "Kendisini tanımayı" bilerek! Kendisini tanımak, kendi duyguları, arzuları, yetenekleri ve sınırları, olumlu ve olumsuz yönleri hakkında doğru fikir sahibi olmaktır. Bir sihirbaz seyirci önünde hayal ettiğini, benzemek istediğini taklit ederse sadece "gibi kişilik" diye tanımlayabileceğimiz bir kopya kişiliği oynamaya -çoğu zaman aşırı- çaba harcamış olur.
Sihirbaz, bazı istisnalar dışında, değişik kişilikleri canlandıracak bir konumda değildir. Sonuçta hep aynı karakteri, "bir sihirbazı", canlandıran bir tiyatro oyuncusu gibidir. Ancak, aynı karakterin repliklerinin değiştirilmesi gibi sihirbazın da oyunları, zaman içinde, değişir; sunulan oyunların değişme zorunluluğu ve teknik zorluğu rolünün sabitliğine ("sihirbazı oynamak") neden olmaktadır. Bu sabit rolde, sihirbazın yorumu öne çıkar; bu yorumda, sunulan oyunun üzerinden sihirbazın içindeki "sihir ve olağanüstülük" duyguları seyirciye aktarılır. Oyun, sihirbazın emrinde, bir duygu aktarıcı araç görevi görmektedir.
Sihirbaz, sunum, teknik ve psikolojik açıdan hakim olduğu oyunu seyirciye sunarak, tasarladığı "sihir ve olağanüstülük duyguları aktarımını" ya da bir başka deyişle "sihir etkisini" gerçekleştirir. Eğer oyuna değişik nedenlerle hakim değilse, oyun bu aktarım görevini görmek yerine bir engele dönüşür. Psikolojik açıdan hakimiyet sözü ile anlatmak istediğim, oyunun sihirbazın aktarmak istediği, tamamen kendi kişiliğinden kaynaklanan, dolayısı ile "özgün sihir ve olağanüstülük" duyguları ile uyuşmasıdır. Bir başka deyişle oyunun sihirbazın kişiliğine uymasıdır. Bu ise sihirbazın kendi kişiliği, ya da en azından içindeki sihir ve olağanüstülük duygularının niteliği hakkında doğru fikir sahibi olması ve sihirbaz olduğunu hissetmesi ile mümkündür.. Sihirbaz olduğunu hissetmek? Bunun bir adı da "yaptığına inanmak" değil mi?
-Doruk: Bence izleyicilerin oyundan bıkmaları, sıkılmaları yapılan oyunların alışageldik olması nedeniyle. (Selim'in notu: Doruk, "Üstat, dün akşam pistte yaptıklarım ve söylediklerimle herkesi güldürdüm, bu akşam aynı şeyleri yaptım, aynı şeyleri söyledim ama seyirciler çok az güldüler, neden?" cümlesine yanıtla sözlerine başlıyor)
Benim insanlarla konuşmalarımda "oyunların hepsi genellikle aynı" diyorlar; mesela bir mendil kaybetme oyunu gibi. Ama bence burada izleyicilerin sihirbazdan daha çok şey yapmasını istemesi söz konusu; oyunların hileli olduklarını bildikleri halde daha çok şey istemeleri, mesela "Sen sihirbaz değil misin? Hadi beni uçur" demeleri gibi. Burada oyunların birden fazla yapılması da bunun bir sebebi. Elden bir çiçek, mendil gibi bir şey çıkması doğaüstü bir olgu gibi ama bunu süslemek de önemli. Mesela bir mendili uçurmak; bunu doğal yapabilmek çok önemli, el hareketlerinden sözlerine kadar bunu gerçek gibi sunabilmek.. İzleyici bunun hileli bir oyun olduğunu bilse dahi bu onun kafasında uçma sebebini bulamadığı bir peçete olarak kalacak. Bir de gösteride söylenen sözlerin, komikliklerin, her gösteride tıpatıp aynı olmaması çok önemli; doğaçlama sözler ve hareketler daha iyi. Bir gösteriye iki kere gelen bir izleyici aynı sözleri, aynı hareketleri görünce sıkılacaktır.
Ya bir kez gelen izleyici bir daha gelmeyecek ya da sihirbaz kendisini yenileyecek!
-Selim: Evet; "sihir etkisi"ni yaratırken kullandığımız önemli bir yöntem de "beklenmedik, alışılmadık" bir etki yaratma yolunu seçmekdir, frenkçe deyimi ile "sürpriz" etkisi..
Seyirci ummadığı, olabileceğini aklından bile geçirmediği bir etki (efekt) ile karşılaşınca, sunulan oyunun "sihir etkisi" daha güçlü olur.
Bu nedenle, sihirbazların çoğunun, o sırada "moda" olan oyunları yapması hem seyircileri bıktırır, hem de yaratılması için onca çaba harcanmış "sihir etkisi" oluşamaz..
Sayfanın başına dönmek için tıklayın
 
 
 
SİHİR ETKİSİ YARATMAK
 
-Selim: Artistik çaba gösteren her sihirbazın zaman içinde kendi ritmi, kendi hareketleri daha bir özgünleşir ve bunun sonucunda sihirbazın teknik ustalığına eşlik eden "sihir etkisi" daha da öne çıkıp tekniği gizler ve seyircinin gözünde -tüm yapılanlar- el çabukluğu ile değil de hep "sihirle" gerçekleşmiş olur.
Sihirbazlık gösterisinde asıl amaç "sihirle oluyor" etkisi yaratmaktır; eğer bir sihirbaz sadece "iskambil ya da top manipülatörü" olarak değil de "sihirbaz" olarak anılmak istiyorsa o çok emek harcadığı teknik ustalığını da gizlemek zorundadır. Bu aslında zor bir seçimdir, çünkü her insan -haklı olarak- uğraşısının, emeğinin her yönünü sergileme eğilimi gösterir. Eğer seyirci "bu resmen sihir" yerine "elleri çok usta, iskambilleri ya da topları nasıl da gizliyor" diye düşünmeye başlarsa yapılan şey artık sihirbazlık değil, bir çeşit jonglörlükdür!
Aslında, teknik ustalık gösterileri, teknik ustalığı seyretmeyi seven sihirbazlar arasında ya da sihirbazlık yarışmalarında yapılmaya ne kadar uygunsa, "dur ben de evde deneyeyim" diyerek "sihir etkisinden sıyrılacak" seyirciler karşısında o kadar yanlış olabilir.
 
Sihirbaz sahnede bir şeyler saklamak gerekiyormuş gibi acele hareketler yapmaktan da kaçınmalıdır.. Tıpkı dans eder gibi, dansın estetiği gibi: Dansı gösteren sadece hareketler değil, o hareketler arasındaki duraksamalardır, dolayısı ile seyirciye seyrettiğini algılama zamanı bırakılmalıdır..
Sahnedeki amacımız "sır saklamak" değildir; pek çok sihirbaz, sırların ve oyunların az olduğu ve her mesleğin sırlarını titizlikle sakladığı Ortaçağ anlayışını hala devam ettirir ve bu anlayış sahne hareketlerine de yansır: Acele eder.. Sahneye, insanlara sanat sunmak için çıkarız, sırlarımızla onları şaşkına çevirmek suretiyle üstünlük taslamak ya da sır saklamak için değil!
 
Copperfield sihir etkisini nasıl yaratıyor?: Copperfield kendisini "beğeniyor" ve seyircilerin de yaptıklarını, dolayısı ile kendisini, "David"i beğenmelerinden büyük haz alıyor. Yani tüm büyük sanatçılar gibi kendisine ve yaptıklarına aşık.. O, beden dili ve sözle kendisini en iyi şekilde ifade etmeyi öğrendi, böylece seyirci onun teknik ustalığını değil, teknik ustalık sonucu oluşan illüzyonuna eklediği mesajı görüyor, duyuyor ve sihir etkisini hissediyor!

Sayfanın başına dönmek için tıklayın
 
 
 
SİHİRBAZLIK MI? İLLÜZYON MU?
 
-Mabu: Sihirbaz ünvanı eskiden beri hoşuma gitmez, kusura bakmayın..
-Engin: "Sihirbaz" kelimesini sevmediğinizi yazmıştınız!?
-Barış: Belki de haddim olmayarak Sihirbaz / İllüzyonist konusunda bir yorumda bulunmak istiyorum:
"İllüzyon": Algı yanılması. Duyu organlarının yeterli veri toplayamaması veya algıda seçicilik, algıda birleştirme vb. beyin fonksiyonlarından ötürü varolan durumu olduğundan farklı algılama ya da yorumlama.
"İllüzyonist": Algı yanılmaları yaratan teknisyen.
"Sihir": Fiziksel mantık çerçevesinde varolması mümkün olmayan, açıklanamayacak, karmaşık bazı olgular.
"_baz": "Oynayan" anlamı katan farsça bir ek. Örnekler: Canbaz: Canı ile oynayan. Hokkabaz: Hokka ile oynayan. (bkz: İMS, Sihirbazlık Tarihi sayfası, Hokkabaz Minyatürü)
"Sihirbaz": İzleyicilerin gerçekten olabileceğine inanmayacağı bazı eylemleri mucizevi şekilde icra ederek sihir kapsamına giren işler ile oynayan kişi.
Bu tanımlamaların okuyucular için aydınlatıcı olabileceğini düşündüm..
Ben illüzyonist kelimesini sevmem. e ile yapmış olduğum yazışmalarda da ifade ettiğim gibi, sihir sihirbazın ellerinde değil, izleyicinin zihninde gerçekleşir. Sihirbaz illüzyon tekniklerinden istifade ederek heyecan, eğlence, merak yaratan sanatçıdır. İllüzyonist ise bu teknikleri uygulayan teknisyendir. Bu durumda, illüzyon gereçlerini yaratan, tasarlayan, çizen, üretenler "illüzyonist", ancak bu gereci kullanarak izleyicileri yapılması mümkün olmayan bir işi yaptığına inandırarak eğlendiren kişi "sihirbaz"dır. Yabancı internet sitelerinde de "magic" ve "magician" sihir ve sihirbazlar, "illusion" kelimesi de oyunlar için kullanılmaktadır.
Ancak muhakkak olan, "Sihirbazlık" kelimesinin bir anabaşlık olduğudur ve "İllüzyonist" kelimesi de bu sanatı icra edenlerden bir dal üzerinde daha yoğunlaşmış olanları tarif eder. Aynı şekilde iskambil sihirbazları (card magicians), manipülatörler (manipulators), zihin okuma sihirbazları (mentalists) da vardır. Sihirbazlığın bu alt dalları ile ilgili en iyi koleksiyon da sanırım Uluslararası Sihirbazlar Kardeşliği (International Brotherhood of Magicians) başvuru formunda yer almaktadır...
-Engin: Sevgili Barış, bu güzel ve net tariflerin için teşekkürler. Prof. Metin And' da tanımlamıştı; "Sihirbaz" sihirle oynayan anlamında farsçadan gelen bir deyim.
Fakat, her ne kadar beğenmesek de, seyirci (bu sanatın adını) böyle biliyor. İllüzyonist kelimesi ise henüz Türkçe'de tam oturmuş değil. Seyirciye bunun farkını yavaş yavaş kabul ettireceğiz. Açıklamaların için tekrar teşekkürler.
-Barış: Yanlış anlaşılmasın, ben bu tarifleri yaparken Sihiri bir sanat ve Sihirbazı da sanatçı olarak vurgulayarak "Sihirbaz" kelimesini savundum...
Yerine "illüzyon teknisyeni" sözünün konulmasından hoşlanmıyorum. Sebebini bilmiyorum ama bu panodaki (İMS Mesaj Panosu) pek çok kişi "SİHİRBAZ" olmak istemiyor! Kendilerinin "İLLÜZYONIST" olarak adlandırılmalarını istiyorlar. Sihir yalnız illüzyon değildir. Sihir sihirdir... Sihirbaz olmak utanılacak bir şey olamaz, bu sonuçta benim (olmayı) çok istediğim seylerden birisi. Birkaç numara yapıyor olmakla sihirbaz olamam; sihirbaz olmak için daha çok çalışmam gerekiyor...
-Engin: Sevgili Barış, aslında ikimizin de söylemek istediği aynı şey. Sihirbaz bir aktördür ve sihiri sergiler (oynar). İllüzyonist aslında yine sihirbazdır, "illüzyon-hayal ürünü" sergiler. Dolayısı ile bazı sanatseverler illüzyon sergiledikleri icin onlara "İllüzyonist" tarifini yakıştırırlar. Uluslararası deyim olarak, büyük oyunlar sergileyene "İllüzyonist" deniyor. Sihirbaz kelimesi ise genel anlamda bu (sihirbazlık) sanatı icra eden kişiler için kullanılır.
Sanatçı tarifi ise daha zor, sihirbazlığı sanatsal boyutlara taşıyabilmek gerekiyor. (Her oyun sergileyen sanatçı değildir) Maalesef birçok sihirbaz, kendilerini sanatçı sanıyorlar. Kendim defalarca şahit oldum; bu gibi kişilere sihirbazlık sanatı hakkında sorular sorulduğunda cevap veremez durumdalar...
Ben 25 seneyi aşkın bir zamandır bu sanatı öğrenmekle uğrasşıyorum ve halen bitiremedim... Kendi kendime soruyorum, "Ben ne zaman sanatçı olacağım?"
Kimse üzerine alınmasın!
-Selim: Dilimizde sihirbazlık sanatını tanımlamak için "hokkabaz", "illüzyonist", "gözbağcı" terimleri de kullanılmaktadır. Sihirbazlık sanatına yakıştırılan gözbağcılık sıfatının (varsa) içerdiği yanlışlığın, sihirbazlığı sadece göz yanılsamalarına dayanan bir “beceri” gibi tarif etme alışkanlığının ürünü olduğunu düşünüyorum.
İllüzyon Fransızca bir sözcüktür, dilimizdeki karşılığı "yanılsama", yani var olanı farklı, yanılarak görmek ya da algılamak. (Olmayan bir şeyi gördüğümüzü sanırsak onun adı da "hallüsinasyon" olur ve tamamen tıbbi bir sorunu ifade eder!)
Hokkabaz sözcüğü yukarıda da anlatıldığı gibi, dünyanın en eski sihirbazlık oyunlarından biri olan hokka oyununu (yani bir küçük eşyayı bir hokka-kase benzeri ile örtmek ve o eşyayı kaybedip meydana getirmek üzerine kurgulanmış bir oyun) esas alarak, sanatımızı tanımlamak için kullanılmıştır.
Haydi, hayal kuralım: Milattan önce 400 yılı, Dicle ırmağının kıyısında bir adam, bir kadın, bir küçük çocuk, öğle yemeklerini yemişler, çocuk oyun oynamak istiyor ve birden babasının aklına bir oyun geliyor, içinde yemek yediği küçük tası ters çevirip yere koyuyor ama çocuk babasının tasın altına gizlice bıraktığı mürdümeriğini görmüyor, baba tası kaldırıyor, "o da ne?" tasın altında bir erik, tası yine kapatırken bu sefer, gizlice, yüzük ve serçe parmağı arasında sıkıştırarak eriği tasın altından "çalıyor" ve tası tekrar kaldırıyor, erik yok... Hokka oyunu doğdu, çocuğun babası da tarihin ilk hokkabazı!
Sihirbaz sözcüğünü (Arapça sihir sözcüğüne Farsça _baz eki ile oluşturulmuş) ben seviyorum. Üstelik bildiğim, tanıdığım her dilde "sihirbaz" olarak tanımlanıyoruz: Magicien (Fransızca), Magician (İngilizce), Magier (Almanca), Mago (İspanyolca ve İtalyanca), Magico (Portekizce)... (Şu, "magi - magus" sözcükleri de Farsça değil miydiler?)
Hokkabaz sözcüğüne denk kullanılan (aynı anlam değil!), Prestidigitateur (Fransızca), Conjurer (İngilizce), Zauberer (Almanca), Prestidigitador (İspanyolca) kelimeleri ise o ülkelerde -bizdeki alışkanlık yapmış olumsuz çağrışımının aksine- daha "resmi" bir tanımlama amacıyla kullanılıyor: Bir kütüphanede sanatımızla ilgili araştırma yapmak isterseniz bu sözcükleri kullanmanız gerekir!
İllüzyon sözcüğünü Barış etraflıca anlattı. Ben şöyle bir kanıyı ilave edeyim: Adeta illüzyonist sihirbazın bir rütbe üstü, sahnede büyük illüzyon sunuyorsa "üst sihirbaz", dolayısı ile ona artık "illüzyonist" demek gerekiyor gibi bir kanı insanlarda oluşmuş.. Bu genel kanı doğru mu? Ne dersiniz?
-Gizemci: Peki, biz sihirbaz diye kime deriz ya da demeliyiz?
-Selim: Sihirbazlık sanatı tarihçileri, Mısır firavunlarının kahinlerini bilinen ilk sihirbazlar olarak tanımlarlar. Aslında, çok daha önceleri, insanların daha "ilkel" yaşam sürdüğü zamanlarda ortaya çıkmış olan ilk şamanlar aynı zamanda ilk sihirbazlardı. Yani, şifa veren, umut veren kişiler..
Evet, bilinen ilk "sihirbazlar" eski zamanlardaki şamanlar ve sonra da rahiplerdi. Sonra bir ayrışma yaşandı; sanat, bilim ve din birbirlerinden ayrıldılar, tek tanrılı dinler geldiler. Ama bu süreçlerde insanlar hep "illüzyon"un (yanılsamanın) etkisi altındaydılar. Yanılsama sanatı her ilim ve sanat tarafından kullanıldı..
Bir başka deyişle de, sanatın temelinde illüzyon vardır:
SİHİRBAZ, sahnede "yanılsama sanatı" sunan kişinin sıfatıdır. Yani sahneye çıkacak, yanılsama sunacak ve yaptığının sanat yönü olacak! İşte, Sihirbaz diye bu kişiye denir. Sihirbaz bir sanatçıdır, onu sanatçı yapan da sahnedeki yorumudur. Sihirbaz, eğitimi sırasında değişik yöntemler ve sunumlar öğrenir, çoğu zaman da kendisine özgü yöntem ve sunumlar üreterek sanatını daha iyi sunmaya-yorumlamaya çaba gösterir.
Bu açıdan bakınca; sihirbazlık oyununu bir mağazadan satın alıp, çalışıp sunan her kişiye elbette sihirbaz denemez. Sihirbazlığın bir öğrenim süreci vardır, bunun sonunda kişi sanatsal yaratıcılığını (ister oyun, ister sunum, ister yöntem yaratmış olsun) sahne bilgisi ve yeteneği ile birleştirerek seyirci önüne çıkar ve gösterisini yorumlar...
SİHİRBAZ, bazı istisnalar dışında, değişik kişilikleri canlandıracak bir konumda değildir. Sonuçta hep aynı karakteri, "bir sihirbazı", canlandıran tiyatro oyuncusu gibidir. Ancak, bir tiyatro oyunu karakterinin repliklerinin değiştirilmesi gibi sihirbazın da oyunları, zaman içinde, değişir; sunulan oyunların değişme zorunluluğu ve teknik zorluğu, sihirbazı rolünün sabitliğine ("sihirbazı oynamak") zorlar..
Bu sabit rolde, sihirbazın yorumu öne çıkar; bu yorumda, sunulan oyunun üzerinden sihirbazın içindeki "sihir ve olağanüstülük" duyguları seyirciye aktarılır ya da bir başka deyişle "sihir etkisini" gerçekleşir. Oyun, sihirbazın emrinde, bir duygu aktarıcı araç görevi görmüştür.
SİHİRBAZ, öte yandan, doğaüstü güce erişme arzusunu topluluğun en kolay algılayacağı şekilde sergileyebilen bir sanatçıdır. İki temel oluşum; "yok etme" ve "var etme" sihirbazlığın ilk gösteri unsurlarıdır. Bu unsurları, "nesneye" hakimiyeti konu edinen diğer çeşitlemeler izler. Sihirbazlık sanatında, yalın bir psikodinamik yorum yaparsak; en ilkelden en karmaşığa, iç dünyamızın yok etme ve var etme dürtüleri topluluğa aktarılır. Sihirbazlığın "sanat" niteliği bu aktarıma estetik bir yorumun eşlik etmesi ile oluşur.
SİHİRBAZ, aynı zamanda, Dünya üzerindeki en eski sanatın temsilcisidir..
Sayfanın başına dönmek için tıklayın
 
 
 
İLLÜZYON SANATINDA SİMGELER VE ÇÖZÜMLEMELERİ
 
-Tora: Bayan illüzyonistler; tarihte bile öylesine azlar ki!!!
-Selim: Aslında erkeklerin egemen oldukları birçok sanat dalında kadınlar azınlıkta. Yani biz erkeklerin sanat olarak nitelendirdikleri alanlarda.. Aslında azınlıkta olmayabilirler. Yanılıyor olabiliriz..
Sayfanın yukarısındaki değişik söyleşilerde çok değerli fikirlerine şahit olduğunuz dostum "Bull"un bana öğreti kaynağı olduğu şöyle bir fikri size aktaracağım: "Tanrının izniyle rahminde çocuğa şekil veren kadın bundan daha mükemmel bir eser meydana getiremeyeceği hissiyle başka bazı yaratıcılık alanlarına girme eğilimini pek göstermiyor.." (Buradan da "erkeklerin sanatsal yaratıcılık eğilimlerinin temelinde anneleri gibi doğurgan-yaratıcı olamama eksikliğine çözüm arayışları yatar" gibi bir fikir çıkar mı?)
Sahi aklıma geldi; neden erkeklerin ve kadınların ilgi gösterdiği illüzyon oyunları bazen farklı gruplar oluşturabilirken, her iki cinsiyet de aynı şekilde "İp Kesme ve Birleştirme" oyunundan çok ama çok hoşlanır?... Çünkü, "İp Kesme ve Birleştirme" oyununda kadın ve erkek her seyirciyi asıl etkileyen, oyunun onlar için taşıdığı "anlam"dır...
İllüzyon sanatının "derin sırrı" -teknik sırları bilmenin ötesinde- sanatımızın simgesel "anlam"larını bilmektir..
Ne dersiniz?
Bunun kitabı bile yazılır: "İllüzyon Sanatında Sembollerin Etkisi"
-Tora: Şöyle bir baktım, galiba çok haklısın. Bazı oyunlar unisex, yani her iki cins için de geçerli; "ip kesme" ya da "çember" oyunları bunlar içinde en çok bilinenleri. Ama sanırım bunun sebebi, bu oyunların sihir "gibi" görünen oyunlar değil de adeta sihirin ta kendisi olmalarından.. Yani, oyunlar mükemmele yakın bir hale geldikten sonra artık seyircinin cinsiyeti (etkilenmesi yönünden) önemini kaybediyor..
-Gnostic: İllüzyon sanatındaki simgelerin etkisini düşünürken "ip kesme ve birleştirme" oyununa yüklediğiniz anlamı merak ettim?
-Selim: Doğrusunu istersen, yakınlaşmaya başladığım konu benim aklımın ucundan ancak, "bunun bir ilişkisi olmalı" tarzında geçmişti. Neyin? İllüzyon sanatı ve illüzyonun insan psikolojisini etkileme şekli ile psikanalitik kuramların!
Genelde, illüzyonun insan üzerindeki etkisinin psikolojik açıklamalarında fizyoloji ve deskriptiv psikoloji ağırlıklı yorumlar yapılır.
Bir süreden beri Eugene Burger, Robert A. Neale gibi yazarlar daha bir "Jung"ien yaklaşım benimseyip "eski" ye yani "arkaik" olana dikkatimizi çekme çabasına girdiler.
Benzer bir yorumu ben kısa süre önce yaptım:
David Copperfield (Musevi David Kotkin) gücünü gösteren oyunlar yapıyor: Tıpkı Hz. Davud gibi.. Alevlerin yer aldığı oyunlar yapıyor, son gösterisinde 1000-2000 derecelik alev sütunları içinde canlı kalabileceğini gösterdi: Sanki.. Auschwitz'e meydan okudu!!! Bir musevi olsaydım, David benim kahramanım olurdu herhalde. (Bu politik değil, psikanalitik bir yorumdur ve her psikanalitik yorum gibi ilgilisi tarafından duygusal düzeyde doğrulanmadıkça tamamen spekülatif olarak kalır) Ayrıca, David'in her oyunu bu kadar çok anlam yüklü değil ve olamaz da zaten.
Oyunların, fizyolojik yanılsama etkilerinin ötesinde etkilerinin olduğunu düşünürsek; ki bence sadece sinemanın insanları neden ve nasıl etkilediğine bakmak bu fikri anlamak için yeterli olur (en basit örnek "milli hisleri coşturan" film örneğidir), bazı "duyguların", "arzuların" tüm insanlarda az ya da çok "ortak" olduğundan hareketle, illüzyon efektlerinin temel duygulara hitap ettiği fikrine ulaşırız.
Temel duygular! Bir bebeğin ilk duyguları hangileridir ? İlk korkusu hangisi? Ve ilk korkusunun çaresi?
Bebek ve küçük çocuk (4-6 yaşa kadar) için ebeveyn bir sihirbaz değil mi? Neden çocuklar televizyonun uzaktan kumanda aletine o kadar ilgi duyuyorlar? O ne sihir! Evdeki en güçlü araç: Bir "pencereden" insanları yok ediyor! 2 yaşındaki çocuğa istediğimiz kadar manipülasyon yapalım, uzaktan kumanda aletinin yarısı kadar etkimiz olmaz!
Çocuk da sihirden, ama basitçe yok edip var etmeden etkileniyor: İlk oyunlarından en önemlisi "cee" oyunu, yani bir varım bir yokum oyunu ve "var" olduğunda sevinç çığlığı atıyor, yok olduğunda değil...
Bir çocuk sihirbazı farzedelim, gösteri boyunca hep yok ediyor, oyun sonunda sahneden kendisi de yok oluyor, küçük çocuklar acaba ne hissederdi?
İp oyunu; makasla kesip ayırıyorum, seyirciler bu oyunda psikolojik savunma mekanizmalarını devreye yeterince sokamazlar, çünkü ip açıkça ortadan ikiye kesildi, iki ayrı ip gözüküyor, ayrılık (!), tıpkı annesinden göbek bağı kesilip ayrılmış çocuk gibi, çocuğun ilk büyük korkusu ebeveyni kaybetme korkusudur ve o duyguyu ömür boyu içinde bir yerlerde taşıyacaktır, önemli olaylarda o korku geri gelir, bazen panik atak olur, bazen fobi olur, bazen obsesyon olur ama geri gelir..
Ve tekrar sihirbazlık gösterisi; ipi birleştiriyorum, imkansız gerçek oluyor, ipi kontrol ediyorlar, hile yok, kavuşma gerçek.
O büyük korkuyu simgesel olarak bir an geri çağırmıştım, -elbette çok minik bir dozda- ve korkuya çare olduğunu gösterdim, ne mutluluk ve alkış...
-Gnostic: Psikoloji konusunda hep ikilemde kalmışımdır; yani bir eylemin kökenleri olup olmadığı konusunda emin olamadım hiç...
-
Selim: Psikanalitik kuramın temelindeki "Ruhsal Nedensellik İlkesi", fizik doğamızda olduğu gibi ruhsal yaşantımızda da hiçbir şeyin ya da olayın rastlantısal olarak oluşmadığını, her ruhsal olayın ondan öncekiler tarafından belirlendiğini, zihinsel yaşamda bu anlamda hep bir süreklilik olduğunu, "sonuç-neden" ilişkisinin her zaman var olduğunu bildirir.
-Gnostic: Serbest çağrışım yaparsak; baş aşağı, kenarları camdan, su dolu bir kutunun içine sarkıtılmak ve buradan kurtulmak illüzyonunu; kutuyu anne rahmi, suyu anne icinde bulundugumuz sıvı, (ve hatta) sarkıtıldığımız ipi anne ile aramızda bulunan göbek bağı olarak nitelendirebiliriz... Peki oradan kurtulma çabası? Rahmi yadsıyan benlik, oradan kurtulmaya, gerçek dünyaya dönmeye mi calışmaktadır?
-
Selim: Şöyle bir ayırım yapalım: Bazı illüzyonlar doğrudan kollektif bilinçdışına hitap ederler, bazıları ise yaratıcı-sunucusunun bilinçdışı çatışmalarının "sanatsal" bir ürünüdür. Houdini'nin illüzyonu (Water Torture Cell) konusundaki yorumun aslında bu sanatçının gerçek dramını aydınlatıyor. Bu bahsettiğin illüzyonu ünlü eden Houdini'nin annesi ile ikilemli bir yaşantısı olduğunu biliyoruz; annesinin Houdini üzerinde olan tahakkümcülüğüne karşı sanatçının sürekli "kaçış" oyunları geliştirerek "fantazi" düzeyinde bir yanıt yaratmış olması psikanalitik açıdan kabul edilebilir bir yorumdur. Bu arada, annesine olan çocuksu sevgisi (aşkı) ise onu hep aramasına, hatta annesinin ölümünden sonra medyumlarla ona ulaşmaya çalışmasının nedeni olmuş olabilir. Yani görünüşte, bir yandan annesinin "boğucu-cendereye alan" aşkından kurtulma isteği, öte yandan da "çocukluk aşkı" anneyi red etmenin suçluluk duygusu; ama temelde yatan esas çaba, annesine olan çocuksu aşkından duyduğu rahatsızlıktan kurtulma çabasıdır. (Nevroz nedeni!)
-Gnostic: Peki ya illüzyonistlik? Sonuçta illüzyonist olmanın kökeni (kökenindeki arzu), diğerlerinden üstün olmak için egosunu tatmin amacı ile tanrıyı oynamak
değil midir?
-
Selim: Bu üzerinde uzun uzun konuşmamız gereken bir konu. Aslında birçok meslekte insan tanrıyı oynamaya eğilimlidir.
Ama illüzyon bir sanat olarak ele alındığında, sanatçı olmanın psikodinamiğine daha farklı bir yorum getirebiliriz.
Yok eğer bir illüzyonistin amacı "başkalarının bilmediğini bilip" üstünlük taslamak ise, o zaman bu ancak kişisel bir sıkıntının belirtisi olur.
Bu nedenlerle, sohbetlerimizde bu konuya değinen tüm yazılarımda, isterse başlangıç motivasyonları "üstün olma" hissi olsun herkese, illüzyonizmi bir sanat olarak anlayıp bu yönde kendilerini geliştirmelerini tavsiye ediyorum. Sadece bir sırrı bilmek ya da beceriklilik düzeyinde kalan illüzyonizm asla kişinin aradığı duygusal tatmini sağlayamayacaktır diye de düşünüyorum.
-Gnostic: Bu konu ile ilgili pek çok örnek vermek mümkün ama "bu tür" örnekler vermek ne kadar doğru?
-
Selim: Sanatımızın psikodinamik açıklamalarını da felsefesini de, sadece nasıl yanılsama yarattığımız değil , neden yanılsama yarattığımızı da bilmemiz gerektiğini düşünüyorum.
-Gnostic: Sanırım bu konumda, "sanatçı olmanın psikodinamiği ayrıdır"'ı biraz daha açıklamanız gerekecek; çünkü yukarıda belirttiğiniz "Ruhsal Nedensellik İlkesi"'ne göre illüzyon için de "insanüstülük taslamak" diyebilirim ve bu pek de yanlış bir yaklaşım olmaz.
-
Selim: Sanat konusunda, tanınmış psikanalitik kuramcıların savlarını aktarmayı değil kendi gözlemlerim ile kuramsal bilgilerimden bir yanıt üretmeyi istiyorum; ilk yanıtım şöyle:
İllüzyon sanatı diğer tüm sanatlardan farklı olarak, şamanistik bir kökeni olduğunu kabul edersek, din ile güncel sanat arasında bir yerde konuşlanmayı sürdürmektedir.
Bu nedenle, psikanalitik çözümlemelerin genel olarak "sanat"a uygulanmalarının benzeri girişimler illüzyon sanatçılarının ve seyircilerinin bireysel motivasyonlarını anlamada kullanılabilirse de, illüzyon sanatının bir ruhani (şamanistik) geleneğin sürdürülmesi olarak tanımlanması halinde illüzyon sanatı uygulaması "insanüstülük taslamak" değil de "olağanüstünün aktarılması" olsa gerektir. (İnsanüstülük taslayan bir illüzyonist ise herhalde Ortaçağ'da kendisini Tanrı sanan Papa gibi bir şey oluyor?)
Yani illüzyon, olağanüstünün sanatsal aktarımıdır..
Sayfanın başına dönmek için tıklayın
 
 
 
İLLÜZYON SANAT MIDIR?
 
-Gnostic: Konuşma ve yazılarımızda "illüzyon sanatı" şeklinde kullanım nedeni ile illüzyonu (kendiliğinden) sanat olarak kabul etmemiz artık olağan bir şey haline gelmişken soruyorum: İllüzyon sanat mıdır?
• sanat [Kökeni: Arapça]
1. [Türü: İsim] Bir duygunun, tesirinin veya güzelliğin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık.
2. Belli bir uygarlığın veya topluluğun anlayış ve beğeni ölçülerine uygun olarak yaratılmış anlatım.
3. Bir şey yapmadan gösterilen ustalık. "Konusma sanatı."
4. Bir meslekte uyulması gereken kuralların tümü. "Askerlik sanatı."
5. Zanaat

• zanaat [Kökeni: Arapça]
1. [Türü: İsim] İnsanların maddeye dayanan ihtiyaçlarını karşılamak için yapılan, öğrenimle birlikte tecrübe ve ustalık gerektiren iş, sınaat.
2. El ustalığı isteyen işler.
-Tora: Sevgili Gnostic, tanımları yazdığına göre sen de benimle hemfikir olmalısın. Bu işi yalnız para kazanma aracı olarak gören bazı "istisnalar" hariç illüzyon senin tüm tanımlarına tam uyuyor. Kesinlikle bu bir sanat. Sanat mı değil mi konusu aslında kimin nasıl icra ettiğine bağlı...
-Engin: Benim görüşüm şöyle: Özveri ve sevgiyle yapılırsa ve icra ederken de, başka bir sanatçıyı taklit etmeden kendi kişiliğinden katarak sahneye aktarırsa...
Sanattır..
-Gnostic: Kendi yorumlarıma girmeden önce birkaç bilgi vereceğim: Sinema'nın bile artık "sanat" olduğu kabullenilmiştir.. (Ki sinema biraz da dışlanmışlık ile "7nci sanat" olarak tanımlanır..)
Konu ile ilgili olarak, Yapı Kredi Yayınlarında çıkan, Nazif Topçuoğlu'nun "İyi Fotoğraf Nasıl Oluyor, Yani?" kitabından ve Enver Yolcu'nun "Sanat Nedir?" yazısından derlemeleri size aktararak ve de bu bilgileri "İllüzyon sanat mıdır?" ile sentezlemenizi bekleyerek mesajımı sonlandırıyorum:
.
-"Günümüzde anlaşıldığı ve tartışıldığı biçimiyle sanat, kendi kurumları, kuramı ve eleştirisiyle ayrı bir disiplin olarak 19. yüzyıl Avrupa'sının bir ürünüdür. Bu yüzden de, o zamanın bir takım romantik değerlerini kendinden önceki klasik -hatta antik- çağın "doğaya benzetme "kaygısıyla birlikte içinde taşır. Bu anlayışın sonucu olarak, "Gerçeğin, sanatçının yorumuyla birlikte -bir süzgeçten geçermişcesine!- anlatılması" türünden tanımlamalar, günümüzde pek beğenilen ve giderek, "sosyal içerikli" sanatın bile açıklanmasında yeterli sayılan, her derde deva formüller haline gelmiştir. Böylesine esnek ve anlamını yitirmiş bir tanımlamaya dayanan eleştirel bağlam içinde hapsolan sanatçı ise, çağımızda, daha çok kendi kullandığı ortamı, yöntemleri ve materyallerini incelemiş, bunların kendi başlarına bir içerik oluşturabileceklerinin ve bir sanat yapıtının üretilmesi kadar bu eylemin neden ve nasıl yapıldığının da soruşturulmasının önemli olduğunu ileri sürmüştür.
Zanaatçıdan farklı olarak, sanatçı, merak eden, kendinden ve yaptığı işten şüphesi olan ve bu yüzden de sürekli araştırma içinde bulunan güzel -şey- üreticisi'dir. Sanatçının en belirgin özelliği soru sorması olmalıdır. Gerek sanatıyla ve onun üretim süreciyle, gerek bunun dışındaki her şeyle ilgili sürekli bir merak sanatçının belirleyici özelliğidir. Sanatçı hiçbir zaman mutlak sonuca erişemeyeceğini bilir. Bu merak ve araştırma dürtüsü onu yeni şeyler yapmaya yöneltir. Diğer taraftan zanaatkar, teknik üstünlüğe sahip bile olsa, çoğu zaman sadece kendinden önce de yapılmış ve işlevsel özellikleri ağır basan iyi ve güzel şeyleri üretir. Zanaatkarda aranan, iş kalitesi, iyi bir sunuş ve giderek gelenekselleşen bir süreklilikten başka bir şey değildir.
Bu yüzden de, zanaatkar belli kalıplar içinde gelenekselleşmiş ürünleri yinelerken, sanatçı öznel ve kendi yerini kendi tanımlayacak atılımcı işler yaratır ve bunu yapmak zorundadır.."
.
-"Tolstoy, "İnsanın bir zamanlar yaşamış olduğu duyguyu, kendinde canlandırdıktan sonra, aynı duyguyu başkalarının da hissedebilmesi için hareket, ses, çizgi, renk veya kelimelerle belirlenen biçimlerle ifade etme ihtiyacından sanat ortaya çıkmıştı" der.
Sanatta güzeli, bilimde doğruyu arayan insan ruhu ve zekâsı, aslında kendini aramaktadır. Din, felsefe, bilim, sanat ve hatta teknik gibi alanlar, birbirine sıkı sıkıya bağlıdırlar. Her sanat eseri, var olan bir şey ile, bir nesne ile ilgilidir; belli bir varlığı anlatır, ondan bir kesit ortaya koyar. Sanatçının gördüğü, kavradığı ve gerçeklik olarak belirlediği varlığın bilgisi, sanatın öz konusunu oluşturur.
Bugün Türkçe'de, iyi yapılan her iş için «sanat» kelimesi kullanılmaktadır. İnsan yaptığı işi yüceltebildikçe, ona bir parıltı katabildikçe, sanat olgusuna biraz yaklaşabilmiş sayılır. Yani sanatın ayırıcı özelliklerinden biri, onun günlük, basit ve sıradan şeylerin üstünde olmasıdır.
Sanatı bazen, şöyle de tarif ederler: "İnsan aklının eşya üzerindeki pırıltısı" .
Maddi fayda gözeten sanatlardan ayırabilmek için "Güzel Sanat" kavramı içinde, sanat'ı şöyle tanımlamak mümkündür: İnsanların, tabiat karşısındaki duygu ve düşüncelerini çizgi, renk, biçim, ses, söz ve ritm gibi unsurlarla güzel ve etkili bir biçimde ve kişisel bir üslûpla ifade etme çabasından doğan ruhsal bir faaliyettir."
 
Sayfanın başına dönmek için tıklayın